Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Temmuz 2013 Salı

İSLAMDA ÇOCUK HAKLARI




43 - İSLAMDA ÇOCUK HAKLARI:


İslâm dini, her hak sahibine hakkını tam olarak ihsan eden ilâhî bir dindir. Bu haklar, varlıkların fıtratlarına, kabiliyet, ihtiyaç ve kapasitelerine göre farklılık arz ederek kendi içinde bir denge oluşturur.


Günümüzden yaklaşık 14-15 asır önce gelmiş olan bir dinin, toplumun en çok himâyeye muhtaç olan kesimlerinden biri olan çocuklara vermiş olduğu haklar, bugün çağdaş medeniyet seviyemizin bile hâlâ ulaşamadığı bir noktadadır. Buyurun, güzel dinimizin, anne ve babaların gözbebeği olan çocuklara verdiği haklardan bazılarını birlikte gözden geçirmelidir.


Çocuğun, Allah’ın bir ihsanı olarak bilinme hakkı


Kuran-ı Kerîm’de bazı ayetlerde, cahiliye müşriklerinin kız çocuğu doğduğu zaman yüzlerinin simsiyah kesilecek kadar çok üzüldükleri belirtilir. Hâlbuki kız çocuğunu da, erkek çocuğunu da veren Allah’tır. Üstelik kız veya erkek çocuğundan hangisinin aileye daha faydalı olacağı bilinemez. Peygamber Efendimiz (sav) hiçbir zaman evlatları arasında fark gözetmemiş; doğan her evlâdı için benzer şekilde sevinmiş, evladlarını Allah’ın bir lütfu olarak görmüş, her birinin doğumunun haftasına onlar için akika kurbanı kesmiş ve ziyafet vermiş ve ashabını da buna teşvik etmiştir.


YAŞAMA HAKKI


İslâmiyet, her şeyden önce çocuğun hayatının korunması üzerinde durur ve çocukların öldürülmesini yasaklar.


AYET: (el-Enam 140) “Çocuklarını cehaletle, düşüncesizlikle öldürenler, mutlaka hüsrandadırlar.” buyrulmuştur.


Yine başka bir ayette


AYET: “Evlatlarınızı, fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat, onları öldürmek büyük bir suçtur.” (el-İsra, 31) buyrulmaktadır.


HELAL RIZIK HAKKI


Ruhumuzun ve bedenimizin gelişiminde en temel unsur, helâl lokmadır. Bu, çocuğun babası üzerindeki en önemli haklarından biridir. Bu sebeple hadis-i şerifte:


“Çocuğun babası üzerindeki haklarından birisi de onu yalnızca temiz şeylerle rızıklandırmasıdır.” buyurulmuştur.


SÜT EMME HAKKI


Süt devresi, çocukların biyolojik ve psikolojik gelişimleri için en önemli safhalardan birisidir. İnsanın, insanî vasıfları alması için en temiz gıda, yine insan sütüdür. Kuran-ı Kerim, bunun önemini iki ayet-i kerime ile vurgulamıştır:


“Emzirmeyi tamamlamak isteyen (baba) için, anneler, çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi, baba tarafına aittir.” (el-Bakara, 233)


Hadis-i şerifte de şöyle buyrulur.


“Bebek için annesinin sütünden daha hayırlı süt yoktur.”


Önce anne tarafından olmak üzere, hanımlar tarafından terbiye edilme hakkı


İslâm açısından bu mesele çok önemli olduğu için daha evlenmeye karar verilirken birtakım tedbirler alınmıştır. Peygamber Efendimiz, dindar ve ahlâklı bir hanımla evlenilmesini tavsiyede bulunmuştur.


Çocuğun anneden (veya annenin vazifesini yapan kimseden) aldığı bu ilk terbiyenin diğer adı da “Hidane”dir. Bununla çocuğun büluğ devresine kadar ihtiyacı olan her türlü bakım ve ilgi kasdedilir. Bu devrede çocuk, daha çok kadınların şefkat ve ilgisine muhtaç olduğu için, bu velâyetle anne, anneanne veya anne tarafındaki kadın akrabalar daha çok hak sahibi görülmüştür. Fakat bu bakımı (hidane) üzerine alacak kadında aranacak bazı şartlar vardır.


Bunlar, “hür, akıllı ve buluğ çağını geçmiş olmalıdır. Terbiyeyi beceremeyecek kadar deli ve henüz buluğ çağına ulaşmamış çocuk, bu vazifeyi üzerine alamaz, annesi bile olsa…


“Çocuğun hizmetlerini görmeye muktedir” olmalıdır. Hastalık, yaşlılık veya gece gündüzün çoğu vaktinde evde kalıp çocukla meşgul olmasına manî bir meslekle meşguliyet gibi kendisini çocuğa vermesini engelleyecek meşguliyetler, hidane hakkını kaldırır. Zira hidane hakkı, çocuğun bakımı, terbiyesi, gözetlenmesi ve korunması içindir.


Terbiye eden kadın, “güvenilir” olmalıdır. Yani çocuğun hayatı, edebi, ahlâkı hususlarında emin olmalıdır. Meselâ günah işlemekle meşhur olan bir kadın, hidane için ehil olamaz.


“Çocuğu, anne tarafından bir akrabası” bakmalıdır. Bunun sebebi de yabancı olan kimseler, isteyerek veya istemeyerek çocuğa yan gözle bakabilir, buğz edebilir. Yabancı insanlardan gereken sıcaklık ve alâka göstermesi beklenmez. Hâlbuki akrabalık farklıdır. Bu yüzden İslâm, çocuğa bu hakkı tanıyarak, onu ezen, horlayan kötü bakışlardan bile muhafaza etmeyi hedeflemiştir. Peygamber Efendimiz de bu hususta çok titiz davranırdı.


Allah Resulu (sav) ashabıyla yaptığı kaza umresinden sonra Medine’ye geri dönerken, Hazret-i Hamza’nın kızı Ümame (ra) Peygamber Efendim(sav) peşine takıldı ve:


“-Amcacığım, amcacığım!” diye seslendi. Hazret-i Ali, onu alıp elinden tuttu ve Fâtıma (ra) ’ya:


“-Amcanın kızını yanına al!” dedi.


Medine’ye gelince Ümame’ye bakma hususunda Hazret-i Ali, Zeyd ve Câfer (ra) ihtilâfa düştüler. Hazret-i Ali:


“-O benim amcamın kızıdır” diyordu.


Câfer (ra):


“-O hem amcamın kızı, hem de ben onun teyzesi ile evliyim!” diyordu.


Zeyd de:


“-O benim kardeşimin kızıdır!” diyordu. (Rasûl-i Ekrem Efendimiz, Zeyd’i, Hamza (ra) ile kardeş yapmıştı.)


Rasûlullâh (sav), Ümame’nin, teyzesinin yanında kalmasına hükmetti ve:


“-Teyze, anne makamındadır!” buyurdu. (Buhârî, Meğâzî 43, Umre 3; Müslim, Cihâd, 90)


Güzel isim hakkı


İslâmiyet, isim koymaya ehemmiyet atfetmekle kalmaz, güzel isim konulması hususunda ısrar eder. Peygamber Efendimiz (sav), çocuğun doğumunun yedinci gününe kadar isim verilmesi ister, kendisi de daha ilk gün koymaya gayret ederdi. Bir hadis-i şerifinde bunun önemine binaen şöyle buyurmuşlardır:


“Çocuğun babası üzerindeki hakları, ismini ve edebini güzel yapmasıdır.”(Suyûtî, el-Câmi’u’s- sağîr, 2, 538, 2489)


Başka bir hadîs-i şerifte ise:


“Siz, kıyamet gününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız, öyle ise isimlerinizi güzel kılın.” (Ebû Dâvud, Edeb, 70) buyurmuşlardır.


HITAN(Sünnet olma) hakkı


Hazret-i İbrahim (as) ile başladığı belirtilen sünnet olma hakkı, erkek çocuğun mendup haklarından biridir. Çocuk, doğumunun ilk haftasından itibaren buluğa ermeden sünnet edilmelidir. Bu, farz olmasa da kuvvetli bir sünnet, ayrıca sıhhat için güzel bir davranıştır.


OYUN HAKKI


Çocuğun, gerek bedenî, gerekse aklî ve hatta ruhî gelişimi için oyun çok önemlidir. Eski ve yeni bütün terbiyeciler, bu hususta ittifak ederler. Peygamber Efendimiz (sav) çocukların oyun oynaması ve oynatılması hususunda tavsiyelerde bulunmuştur. Bir hadis-i şerifinde:


HADİS: “Çocuğu olan, onunla çocuklaşsın.” buyurmuştur.


Kendisi de terbiyesi altında olan torunlarını ve diğer çocukları dilini çıkarmak, dizlerinden göğsüne kadar yürütmek, sırtına bindirmek, yüzlerine su püskürtmek, saçlarından hafifçe tutup asılmak, çeşitli güzel isimler takmak gibi muhtelif şekillerde eğlendirdiği rivayet edilmektedir. Efendimiz (sav) hizmetinde olan Hazret-i Enes, Resulullah’ı “çocuklarla şakalaşma (ve onları eğlendirme de) insanların en ileri olanı” diye tasvir eder.


Terbiyesi altında olan çocukları, akranları ile oynamak üzere sokağa saldığı, sokaktan geçerken onlara selâm verdiği, çocukların toprak üzerinde oynamaları hususunda “Toprak, çocukların ilkbaharıdır.” buyurduğu rivayetleri bize kadar gelmiştir.


Ayrıca İslâm âlimlerinden İmam-ı Gazalî ve diğer terbiyeciler, çocuğa eğlence imkânı tanınmadan devamlı dersle meşgul edilecek olursa, “kalbinin ölüp, zekâsının söneceğini” belirtirler.


Buluğ yaşından önce dövülmeme hakkı


İslâm dini nazarında buluğ çağına kadar çocuk cezaî ehliyete sahip değildir. İşlediği suç sebebi ile büyükler gibi cezalandırılamaz. Peygamber Efendimiz (sav) bu hususta şöyle buyurmuştur:


“Buluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, sıhhat buluncaya kadar mecnundan kalem kaldırılmıştır. (İşledikleri suç yazılmaz)” (Ebu Davud, Hudud, 17)


İslam âlimleri sekiz yaşına kadar çocukların dövülmemesi hususunda görüş birliğinde bulunmuşlardır. Sekiz yaşından sonra, doğruyu ve yanlışı ayırt edebildikleri “temyiz yaşı” başladığından bu yaştan büluğa kadar devrelerinde çocuklar yaptığı hatalarda önce uyarılmalı, hâlâ devam ederse azarlanmalıdır. Bu da onun edeplenmesi içindir.


Güzel terbiye edilme hakkı


Ayet-i kerimede buyrulur:


AYET: “Ey iman edenler! Nefislerinizi ve âilelerinizi, yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten koruyun!” (et-Tahrim, 6)


Peygamber Efendimiz (sav) de buyurmuştur:


“Bir baba, evlâdına güzel terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz!”


Eşit muamele hakkı


Çocuk terbiyesinde Peygamber Efendimizin titizlikle üzerinde durduğu bir husus da çocuklar arasında eşit muamele yapılmasıdır. Çocuklara yapılan farklı muameleyi, “zulüm” olarak bildirmiştir.


Bir gün sahabeden Numan bin Beşir (ra), çocuklarından sadece birisine bağışta bulunmuş, diğer evladını ise bundan mahrum bırakarak, Peygamber Efendimiz (sav) de bu bağışa şâhit olmasını istemişti.


Efendimiz (sav) ise ona:


“-Çocuklarının arasını eşit tut! Bunu geri al! Beni şâhit kılma; ben cevre (zulme) şehadette bulunmam. Bu doğru değil, ben ancak hakka şehadet ederim.” (Ebû Dâvud, Sünen, İcârât, 47; Müslim, Hibât, 10, 14, 19) buyurmuştur.


Ahmet bin Hanbel’den gelen bir rivayette ise, Efendimiz (sav)


“Çocukların, senin üzerindeki haklarından biri, onlara eşit davranmandır.” buyurmuşlardır.


Bu hadislere dayanan âlimler, çocuklar arasında, bir ebeveynin “ihsan ve atiyyeden tut, öpücüğe varıncaya kadar, zahire akseden her şeyde eşit davranmasının şart olduğu” hükmüne varmışlardır.


Farz-ı Ayn ilimleri öğrenme hakkı


Bir baba, çocuğuna, “zarurat-ı diniyyeyi, yani en az imanını koruyacak ve dinî vecibelerini yerine getirebilecek kadar dinî bilgiyi öğretmelidir. Kendisi öğretemiyorsa, öğretecek ehil ve güvenilir bir hocaya teslim etmelidir. Bu, evladının hem dünya, hem de ahiret saadetini düşünen her babanın en mühim vazifesidir.


Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur:


AYET: (et-Taha- 132) “Ehline namazı emret. Kendin de ona sabır ile devam et!” Hadis-i şeriflerde de şöyle buyrulmuştur:


HADİS: “Çocuğun babası üzerindeki haklarından birisi de aklı erince, ona namazı öğretmesidir.”


“Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona yazı, yüzme, atıcılık öğretmesi ve sadece temiz olanlarla rızıklandırılmasıdır.”


EVLENDİRME HAKKI


Ebu Hüreyre’den gelen bir rivayette Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:


“Çocuğun, babası üzerindeki bir hakkı, buluğa erince evlendirilmesidir.”


Bir başka hadis-i şerifte ise, vakti geldiği hâlde evlendirilmezse ve bu durum, gencin günah işlemesine sebep olursa, bundan baba sorumlu tutulmaktadır:


“Kimin bir çocuğu olursa, ismini ve edebini güzel yapsın. Buluğa erince de onu evlendirsin. Çocuk, buluğa erdiği hâlde evlendirilmez, o da bu yüzden bir günah işlerse bunun günahı baba üzerinedir.”


Yazımızı, güzel dinimizin çocuk hakları hakkındaki güzel prensiplerini ortaya koyan bir demet hadis-i şerif ile bitiriyoruz:


“Çocuklara muhabbet, ateşten korunmaya sebeptir. Onlara ikram, sırattan geçmeye vesiledir. Onlarla birlikte yemek, cehennemden kurtuluş beraatıdır.”


“Çocuklarınızı çokça öpün. Çünkü size, her öpücük için cennete bir derece verilecektir.”


“Anne ve babının, evladı hakkındaki duanın kabulü, peygamberin ümmeti hakkındaki seri’ül- icâbe (süratle kabul) olan duası gibidir.”


“Çocuğunun, kendisine evlatlık vazifesini yerine getirmede ona yardımcı olan babaya, Allah rahmetini bol kılsın.”


Gelecek sayılarımızda İslâm’ın verdiği bu hakları daha teferruatlı ele almaya gayret edeceğiz. Rabbim, cümlemize her hak sahibinin hakkına riayet etme firaset ve gücünü nasip eylesin! Âmin.